İÇİNDEN KISA KISA:
Viyana’dan dönmüştü.
Bira içmek lazımdı soğuktan terlemiş arjantin bardakta.
Uzaktan dönenlerin kaderidir geride bıraktıklarını değişmiş
bulmak. Ve bazen gitmek bile bundan olabilir. Son gece her zamanki yerde her
zamanki masada “Yarın erken kalkmam lazım.” Demiş ve gitmişti. Sonrası
Viyana’da bir kelebek ömrü. Umduğunu bulamadı ve bulduğuna umduğuymuş muamelesi
yaptı çoğu zaman. Bir şey de de ummadı zaten. Belki biraz da bu yüzdendi.
Kendisiyle akran bir sevgilisi vardı. Yaşı genç hayat kuramaz
diye sevdiğini bırakan sevgilisi, yaşı büyük hayat kurmuş diye başka adama
gitmişti. Ona da başka şehre gitmek düşmüştü.
-----------------------------------------------------------------------
30’a kadar beklemekten korktukları için güzel adamları
harcayıp 30’undan sonra “adam yok” hezeyanındaki birçok kaşarın mustarip olduğu
sıkıntının kaynağı budur.
Bu insanlıktan yoksun cehalet hâkim toplumların geleneğidir.
Kaygı her şeyin üstündedir. Sanatçı bile yaratma kaygısından çok para kazanma
kaygısı taşır bu topraklarda. Ya aç kalırsam diye resim çizmez ressam, teknik
resim çizmeyi yeğler, özelleşme arefesindeki soğuk binalarda, demirbaş masalara teknik eleman olur. Sevdiğim kadın da gider ona varır.
Sonra o gidince, yani aslında her gitmede, bir "anlatma eksikliği" hissiyatı duyulur.
Birisi diğerine –genelde kalan gidene- derdini anlatamadığını hisseder hep. Bu
his yok olunca ayrılık acısı da geçmiş demektir.
Bir an bir bakar ki. Anlatılacak şey değilmiş meğer anlatmak
istediği. Niyet varsa eğer anlaşılacak bir şeymiş sadece. “Oh” der. Hafifler.
Malum. Salaklığın hesabı sorulmaz. Yavşaklık da insanın
doğası gereğidir. Bir de kulbunu buldu mu beyazı kara, karayı ak eder.
--------------------------------------------------------------------
Ayarında tarator yapmak, kalamarı birasız yemeyi ziyan
saymak,, çipuraya defne yaprağı sarmak, rakıyı buzsuz içmek… hayata karşı onu
üniversitede böğürerek konuşan öküzlerden daha başarılı yapmamıştı. Yapsa da şaşardı komünistti bir kere liberal ekonomi eğitimi veriyorlar o ise almıyordu. Mesele
sadece keyifle yaşamaktı. Yaşadı…
Sevdiklerinin unutamayacağını zannettiği büyülü
paylaşımları, bırak unutmamayı hatırlamadıklarını bile çok erken farketti.
Dizel A sınıfı bir Mercedes bir ömrün heba edilişine fitti.
Uyandı.
Hep sevdi. Kalabalıkta güldü. Öyle numaradan değil,
kahkahanın samimiyetine inanarak güldü. Yalnızken de ağladı. Bekledi ve ağlamak
için gittiği boş odalar oldu. Hıçkıra hıçkıra ağlamanın samimiyetine sarılarak
bu kez.
Kadim bir dostun gülüşünü ise hiç unutmadı. Viyana’ya
gitmeden biraz önceydi.
Amma ve lakin hep gidemiyor insan. Bazen gitmek öyle bir hal
alıyor ki gittikçe kendine dönüyor insan ama o şanslıydı gitmek iyi geldi. Uzak
düştü eski şehrindeki yitik kendinden.
-----------------------------------------
Yağmurda yemek, sıcakta su arayan sokaktaki köpeğe ise hep üzüldü. Belli ki bu "iyi"ye dair ne varsa kaybetmişliğin tezahürüydü.